Felsefe Denizinde Nöbetçi Bir Karikatürcü, Muammer KOTBAŞ

Adnan TAÇ'ın Muammer KOTBAŞ ile ilgili bu yazı ve röportajı 02 Nisan 2000 tarihinde 'Karadeniz' gazetesinde yayımlanmıştır..

Felsefe Denizinde Nöbetçi Bir Karikatürcü, Muammer KOTBAŞ
        Kültüre,  sanata ve bu alanda verimli olanlara gereken değerin yeterince verilmemesi, bugün halâ çözümlenememiş bir tablo olarak durur karşımızda. Bu anlayışsızlıktan da herkes payına düşeni almaktadır. Yöremiz bir çok kişi kazandırmıştır topluma. Basınımızda 20 yılı geçkin bir süredir sürekli üreten arkadaşımız Muammer KOTBAŞ'ı sizlere tanıtırken, O'nun da yaşarken söyleyeceği bir şeyleri vardır diyerek, 'Karadeniz' gazetesi adına bu görevimi yerine getirmek istedim.

Magazin ve popülizmle ilgilendiğimizin birazı kadar Muammer KOTBAŞ gibilerle ilgilenebilsek ve desteklesek, bundan ülkemiz ve insanlık kazançlı çıkacaktır elbette.

       Yıllardır karikatür çizen ve çizerliği meslek edinen fakat karşılığında hiç bir geliri olmayan, buna rağmen yılmayan.. Ulusal ve uluslararası başarılarıyla Trabzon'u ve Türkiye'yi dünyanın birçok ülkesinde eserleriyle temsil eden .. Üretken, kendine özgü felsefesinde "İnsanlık" olan ve insana kucak açan, bireysel ama çıkarcı olmayan bir Muammer KOTBAŞ ismini kaç Trabzonlu biliyordur? Kaçımız tanıyoruzdur?
       Bunu KOTBAŞ'a sorduğumuzda, hüzünle karışık bir kızgınlıkla "Keşke" dedi, "Bilinmeyen yalnızca benim ismim olsaydı. Kültür, sanat ve bilim alanında o kadar çok isimsiz kahraman var ki!.."

Anlaşılan doğru yaraya neşter atmıştım. Ve alçakgönüllü bir tavırla ekledi; "Dünya sanat tarihindeki sıralamada nice üstadlar varken, benim yer alabilmem mümkün mü!.."

       Mütevazi bir yaklaşım sergilemesine rağmen, suskunluğunu bozmaya kararlıydı. Karikatürle ne zaman tanıştığını sorarak başladım söyleşiye.

       -"Okuma yazma bilmeyen bir ailede büyüdüğümden çok geç tanıştım karikatürle. Okul öncesi bir takım çizgiler çizdiğimi, ilkokulda ise iyi resim yaptığımı hatırlıyorum. Bilinçsiz ailemin üzerimdeki baskısı beni suskunluğa itince; bünye aradığı çıkış yolunu kendiliğinden kâğıt-kalemde buldu. Farkında olmadan çiziktirdim sürekli. Lise dönemimde terör ortamı her yere nüfuz etmişken, ben karikatür sanatıyla ilgilendiğim için hocalarımdan da tepki alınca kararımı vermiştim: Bu alanda başarılı olacağım ve onları utandıracağım. İşte böyle başladı karikatür yolculuğum!..

- 'Bunlar dışında kendini bulma sürecinde seni bilinçli çizmeye iten başka etkenler oldu mu?'
       -"Farkında olmadan çizerken, rahatladığımı hissediyordum. Zamanla, ciddiyetle baktığımda gördümki, yoğun yaşanan çelişkiler yumağı sarmış çevremizi. Bunların çözümünü kolaylaştıracak olan kültür ve sanattı. Karikatür de bu süreci hızlandıran dinamo durumundaydı.  Başka bir şeye de ilgim olmadığından, hep severek çizdim karikatürü. Onunla olduğum anlar benim için iyi bir meditasyon demekti."

- 'Ya basınla tanışman?'
       -'Gırgır' ve 'Taka'nın da etkisiyle ancak 1981 yılında 22 yaşımda iken ilk karikatürüm yayımlandı. Hikmet AKSOY, Raşit YAKALI ve Semih BALCIOĞLU'nun yapıcı eleştirileri ve yönlendirmeleri, karikatür yaşamımda önemli rol oynamıştır. Fakat yeterli olduğunu söyleyemem."

- 'Eğitim eksikliği mi sözkonusu?'
-"Elbette. Kişinin bilincinin ve yeteneğinin gelişebilmesi buna bağlı. Eğitim verenler, bir yere kadar yol gösterirler. Sonrası kişinin kendisine kalır. Eğer bu eğitim yeterince verilmez ise gelişme de o derece zor ve güç olur.

  -'Ailenin bilinçsiz oluşu, sana bakış açısını da etkilemiştir sanırım?'

       -"Evet! Maalesef!. Karikatür çizmeye koyulduğum her defasında, olumsuz tepkilerle aşağılandım. Yine de evde herkes yattıktan sonra kör bir ışıkta çizdim gizlice."

- 'Nereye kadar bu böyle sürdü?'
       -"Pek fazla bir şey değişmeden bu anlayış halâ sürmekte.. Yaşıtlarım hayata atılmışken, üniversite tahsilimi yarım bırakmış olarak karikatürle ilgilenmem büyük sorunlar yarattı.."
         
Soruları sıraladıkça sanki karikatür çizerini, mizahçıyı değil de, bir felâketzedeyi dinliyor gibiydim. 'Mizah ve komedinin temelinde acı vardır' yargısı, çizerin yaşamı için de geçerli miydi? Bu koşullar altında insanları güldürebilmek nasıl bir duyguydu? Karikatür anlayışı neydi?
         -"Çizdiklerimi tam bir karikatür olarak değerlendirmiyorum. Espirilerimde mizah dozu çok azdır. Daha çok hiciv vardır. Kara mizaha yakındır. Böyle olunca da 'Grafik Mizah' etkisi ağır basar."

         Oysa biliyordukki KOTBAŞ, evrensel ve söz balonlu karikatür olmak üzere her iki alanda da ürünler veriyordu. Üstelik birinde oldukça soyut yansıttığı figürleri, diğerinde ayrıntılı işleyebiliyordu. Bu ilginç çizgi anlayışı az rastlanır bir durumdu.

          -"Nasıl oluyor, ben de bilmiyorum. İkizler burcumun özelliği olan 'çift kişilikli' karakter yapısı, sanıyorum kendiliğinden çizgime de yansıyor."

- 'Sence öncül hangisi?'
          -"İlk göz ağrım ve tutkum, evrensel olanı! Diğerini de yok saymıyorum. Onunla da çok şey anlatabiliyorum."

 -'Bunca yıldır durmadan çiziyorsun. Karkatür çizeri olarak yerin neresi sanat evreninde?'
          -"Tamamen dışındayım. Kargaya yavrusu şahin görünür ya, ben 'karga' anlayışından kurtulmuş olarak nerede olduğumu görecek bilgi olgunluğuna ulaştığımı söyleyebilirim. Yani Sokrates'in 'bilmediğini bilmesi..' gibi. Aksini söylesem de, bu kimseye bir katkı sağlamaz. Böylesi ancak; üretimi, mahalle kahvesinde okey taşı dizmek olan kişiler karşısında sanal bir büyük adam (!) olmamı sağlar."

- 'Sanat tarihinde yer almak gibi bir kaygın yok mu?'
          -"Sanatla uğraşan herkes, sanat tarihinde yer almak ister elbette. Bilet alıp sinemaya gitmek gibi değildir bu istek. Bir kere ben 'yaşama biçimi' olarak sanatı seçmişim. Bu benim doğamda var. Zorlamayla bir yere kadar gidebilirsiniz. Sonrasında dönersiniz  zorunlu olarak dünya işlerine, yaşam kaygısına.. Bu telaş farkında olmadan alır götürür sizi ömrünüzün sonuna. 
    Düşündüğüm şey, yalnızca üretmek. Sonuna kadar da bunu sürdürmeye kararlıyım. Yıllar sonra insanlık gerek duyar da araştırma - inceleme zahmetine katlanır, ürettiklerimi değerlendirir ve farklı sıralamada bir yere koyarsa, işte o zaman yerim belli olur!.."
        
 - 'Ama bu gönüllü seçim, günümüzün zor ekonomik koşullarında Don Kişot'luk demektir!'
         -"Doğru. Ama sevmek bir çok şeyi göze almaktır. Karşına çıkan tüm olumsuzluklara hazırsan, eserlerini daha samimi bir şekilde verirsin. Diğeri ticaret olur, hoby olur. O zaman bütünüyle sanattan söz edemeyiz. Pazarda limon satmak, para kazanmak için yeterlidir."

-'Böyle olunca da 'işşiz' diye nitelendiriliyorsun ama!'
         -"Sanattan uzak toplumların doğal bir bakış açısıdır bu. Oysa benim bir işim var; Yazıyorum, çiziyorum, üretiyorum.. düzenli bir gelirim yok sadece. Sanat eseri satın alma alışkanlığı olmayan toplumların bir açmazıdır bu durum aslında."

- 'Geleceğine ilişkin 'garanti' sorunun çıkıyor ortaya.. Aşabilme umudun ne düzeyde?'
         -"Umutsuzum!.. Trajik bir geleceğin beni beklediğini biliyorum. Ama korkmuyorum, kaçmıyorum, yoluma devam ediyorum. Karşılaşacağım her trajedi, benim değil, koşulların böyle oluşmasına göz yumanların ayıbıdır."

- 'Felsefi bir bakış açısı seziyorum konuşmalarında!'
         -"Ruhunu kirlilikten arındırmış, yüreği ve beyni pak olan filozofları örnek aldığımdandır. Felsefi anlayışımı da o insanlardan sentezleyerek, damıtarak oluşturdum. Yalnızca karikatüre değil; sanata, insana, hayata, dünyaya, ilişkilere ve her şeye bu pencereden bakıyorum."

- 'Toplumla uyum sorunu yaşamıyor musun? Çağa ayak uydurman zor olmuyor mu?'
         -"Uyum sorunu yaşıyorum ama çağıma da tanıklık etmek zorunda olduğumu biliyorum. Toplumdan da tamamen kopmamaya çalışıyorum. Onları yukarıdan gözlemliyorum. Buna rağmen yine de diyorum ki, ben bu çağın adamı değilim. Ya geçmişte ya da gelecekte yaşamalıydım. Bugünkü düzeysiz ilişkiler ruhumu sıkıyor."

- 'Nasıl bir çalışma programı yguluyorsun?'
         -"Zamanımın çoğu odamda masa başında geçiyor. Atölyem orası olduğundan, geceden günün ilk ışıklarına kadar yazıp- çizip, okuyorum. İnsanlar okula ve işlerine giderken yatıyor, bir kaç saat  sonra günü de yaşayabilmek için kendimi Ganita'ya atıyorum. Yoz ilişkilerden, orada soyutlayabiliyorum kendimi ve soluk alabiliyorum. Üretimime dair aldığım notlarımı gece masa başında işleyerek hayata geçiriyorum. Kısaca günün 24 saati sanatla yaşıyorum." 

- 'Ya özel hayatın!.. Uykun, dinlenmen, eğlenmen?' 
- "Bunları, sen söyleyince hatırlıyorum. Hiç biri yok yaşamımda. Yalnızlığımı karikatürlerle paylaşıyorum."

-'Ama bu mümkün değil! Nasıl olur?'
         -"Bunu ben de henüz anlamış değilim!.. Uyku için 3- 4 saat ayırıyorum. Ama beyin fonksiyonlarım müthiş bir devinimle beni etkiliyor. Uykumdan da bir şey anlamıyorum. Yalnız çıktığım bu gönüllü ve zor yolculukta bir başkasına zorluklar yaşatmak istemiyorum. Bu serüven herkesin göze alabileceği bir oyun değil. Dinlenme ve eğlenceye gelince.. Her ikisini de karikatür çizerken yaşıyorum zaten."

- 'Bütün bunlar seni yormuyor mu?'
         -"Kendimi bir Simurg olarak görüyorum. Sürekli sorgulayıcı ve kendimle hep bir çatışma içindeoluşum, yorgunluğumu unutturuyor bana. Çizerken kendimi de katıyorum yaptığım işe."

- "20 yıldır TAKA'ya sürekli çiziyorsun. Ya bunun dışında?"
         -"Trabzon'da aylık bir-iki dergiye, Samsun'da bir gazeteye ve İstanbul'da bir gazetenin mizah ekine sürekli çiziyorum. Yurtiçi ve dışı yarışma ve sergilere de katılıyorum." 

- 'Sanat nedir sence?'
         -"İnsanı biçimlendiren sonsuz bir dünyadır. Benim çabam da sanatla toplumu yakınlaştırmaktır. Eserlerimi de çağdaş sanat perspektifinden bakarak yansıtmaya çalışıyorum."

- 'Sanatta kolaycılığa bakışın!..'
         -"Kalıcı olmayacaklardır. Bunlara ben 'sanatın Veli GÖÇER'leri' diyorum. Böylelerinin bu tür davranışları Marmara depreminden daha büyük felaket getirmektedir, sanata ve insana. İnsan, ürettiğince var olur!"

-'Trabzon'da olman ne kazandırdı ne kaybettirdi?'
         -"Kazandırdığı kadar kaybettirdi. Yanlış politikalar sonucu ne yazıkki sanat yapan insan bir yere kadar beslenebiliyor yöresinden. Kendini geliştirebilmesi, sanatın merkezinde olmasına bağlı."

-'İstanbul'da da bulunmuştun bir süre!..'
        -"1989 ve 1997'de iki girişimim oldu. Gırgır, Fırt ve Fesat dergilerinde çalıştım. Sanat anlayışıma kazanımlar sağladı. talihsizlikler sonucu her iki gidişim de kalıcı olmadı. Trabzon'a dönmek zorunda kaldım. Çok eksiğim olduğunu farkettim bu sayede. Son 3 yıldır daha da hızlı bir üretim ve kendimi geliştirme temposu içindeyim."

-'Bundan sonrası için ne düşünüyorsun?'
        -"Çağdaş sanatın olduğu her yerde olmayı!.."

-'Espirilerinin kaynağını oluşturan nedir?'
        -"İnsan ve ilişkileri!"

-'Karikatürün dışında ürettiklerin!'
        -"Dünyaya bakış açımla harmanladığım  düşüncelerimi, hayatı yorumlayarak yazdığım bir dosya hazırlıyorum. Özlü sözlerim var. Aforizmalar yazmaktayım. Şiirimsi yazılarım da var. Karikatürün ve mizahın her yönünü bilimsel ele alan araştırma yapıyorum, arşiv oluşturuyorum. Karikatürcüler Derneği'nin Trabzon Temsilciliği bünyesinde karikatüre ilgi duyan sanatseverlere yardımcı olmaya çalışıyorum. Aslında çok farklı duygular yaşadığımdan, sık sık karikatürün dışına taşıyorum. O zaman da karikatürcü olmadığıma karar veriyorum. "

-'Projelerin var mı?'
        -"Karikatürde yeniliklerden yanayım. 1,5 yıl önce illüstrasyon tarzında 'Trabzon Belgeseli' hazırladım. Henüz hayata geçirebilmiş değilim. Değişik bir çalışmaya yakında başlayacağım. Bunları, yöresellikten yola çıkarak oluşturuyorum. Yöresel ama evrensel tadlar taşıyacak biçimde. Yöresel olmadan evrensel olunamıyor. Öz kültürümü sindirmeliyim. Sanat bu misyonu yükler bize!"

        Çok kısa da olsa yıllar sonra Muammer KOTBAŞ'ın sanatsal yönünü deşifre edebildim. Belliki KOTBAŞ'ın hayatındaki bu iniş çıkışlar çok şey katmış kendisine. Etkilenmediğimi söyleyemem. Çizgi dışı bir yaşama biçimiyle söylediklerinden ve yaşadıklarından almamız gereken dersler de var kuşkusuz.
         Söyleşiyi bitirirken yüzünde halâ kendini anlatamamış olmanın hüznü vardı. 'Bir sonaki söyleşide umarım felsefi dünyanı irdeleyen bir yolculuk yaparız!..' dediğimde biraz rahatladı ve suskunluğunun zırhına bürünüp yeni serüvenlere yelken açarcasına kendi içine döndü.

(Adnan TAÇ- 02 Nisan 2000, Karadeniz Gazetesi, Yaşayan Karadeniz ilavesi, s-4) 


***