24.03.2015

Bir Masal.. "Kral Çıplak!.."


A tale.. "Naked King! .."

Eski zamanlarda bir kral varmış. Bu Kral çok renkli elbiseleri varmış. Yeni elbiseler için çok paralar harcıyormuş. 

Kralın en çok sevdiği şey ise bu parlak, güzel elbiseleri giyerek gezmekmiş. Birgün bu kralın memleketine iki yabancı adam gelmiş. Bunlar dokumacılarmış. Akla hayale bile gelmeyecek kadar kumaşlar dokuduklarını söylüyorlarmış hep. 

Hemen dokudukları bazı kumaşları göstermişler. Renklere ve desenlere diyecek yokmuş. Bu kumaşların bambaşka bir özelliği de; onları yalnızca zeki, dürüst insanların görebilmesiymiş. Aptalların ve değersiz adamların gözlerine bu kumaşlar görünmüyormuş. Kral bu söylentileri duymuş ve kendi kendine şöyle demiş: 

“Ah! Bu kumaşlardan bana ne güzel elbise olur! Bu ustaları hemen çağırayım. Yalnız benim emrimde çalışsınlar ve yalnız bana kumaş dokusunlar.” 

Adamlarını hemen göndererek kumaşçıları saraya çağırtmış. Ellerine bol bol para vererek işe başlatmış. Sahtekar üç kağıtçı ustalar hemen iki tane tezgah kurmuşlar. Çalışmaya da başlamışlar. Fakat tezgahları üzerinde hiçbir şey yokmuş. Buna rağmen ince iplikler ve parlak altın teller istemişler. 

Bunlar kendilerine getirilince ceplerine koymuşlar ve boş tezgahlar üzerinde gece yarılarına kadar çalışmışlar. 

Kral: "Acaba iş ilerledi mi?” diye düşünüyor ve biraz da üzüntü duyuyormuş. Çünkü kumaşı aptallar ve değersizler göremeyecekti, bundan dolayı ilk önce kendisi gidip bakmaya cesaret edememiş. Nihayet önce baş yardımcısını göndermeye karar vermiş ve içinden şöyle demiş: 

“O zeki ve değerli bir adamdır. Onun kadar hiç kimse işten anlamaz. Kumaşın da güzel olup olmadığını o herkesten iyi takdir edecektir.” 

Kralın emri üzerine baş yardımcı kumaşlara bakmaya gitmiş. Fakat bomboş tezgahları görünce birden gözlerini yırtacak gibi açmış ve dikkatle bakmış: 
“Çok tuhaf, meydanda hiçbir şey göremiyorum.” 

Fakat bu sözü yüksek sesle söylememiş, içinden söylemiş. Bu sırada iki usta biraz daha yaklaşmasını rica etmişler. Boş tezgahları elleriyle göstererek: “Kumaş görülmemiş derecede güzel, değil mi?” diye sormuşlar. Fakat ihtiyar baş yardımcı ne kadar gözlerini açarsa açsın, hiçbir şey göremiyormuş. Bunun üzerine şöyle düşünmüş: 

“İnanamıyorum! Ben gerçekten de aptalmışım demek. Bulunduğum mevkiye layık değilim, değersizim. Bu feci bir şey! O halde bunları kimse göremez!” demiş ve sonra her şeyi görüyormuş gibi yapmış. Ustalardan biri hemen dokuma hareketlerine devam ederek sormuş: 

“Hiçbir şey söylemiyorsunuz, neden acaba?”
İhtiyar baş yardımcı gözlüğünü iyice yerleştirerek bakmış: 
“Ah! Çok nefis, çok mükemmel” demiş, 
“Gerçekten bu desen çok zarif, enfes!... Hemen gidip bunu krala bildireyim.” 
Dokumacılar: 

“Beğendiğinize çok memnun olduk.” diyerek, renklerin adlarını söylemişler ve desenleri anlatmışlar. Baş yardımcı dikkatle bakıyormuş. Dolandırıcılar, baş yardımcıdan para ve ipek istemişler. Gönderilen paralarla hiçbir şey almamışlar, olduğu gibi ceplerine doldurmuşlar. Tezgahların üzerinde bir tek iplik bile yokmuş. 

Bir müddet sonra kral, başka bir büyük memurun da yollayarak, kumaşın nasıl olduğunu, bitip bitmediğini öğrenmek istemiş. Bu sefer de aynen birinci seferki gibi olmuş. Adam bakmış bakmış hiçbir şey görememiş. Çünkü, tüm tezgahlar bomboşmuş. 
Dolandırıcılar yine: 

“Çok güzel bir kumaş değil mi?” diye sorarak hiç de görünürde olmayan o parlak desenlerin güzelliğini anlatmışlar. 

Kral’ın yüksek adamları: 
“Ben budala değilim.” demiş, 
“Bu durumda da bulunduğum yüksek mevkiye layık olmadığım da meydana çıkacak. Doğrusu bunu söyleyemem.” 
Böyle düşünerek, görmediği bu kumaşı beğenmiş gibi yaparak, parlak renklerini ve güzel desenini övmüş. 
Krala gittiği zaman şu bilgiyi vermiş: 

“Efendimiz, gerçekten de çok güzel” çok geçmeden, olmayan bu parlak ve güzel kumaş bütün şehirde konuşulmaya başlamış. Sonunda kral da yanına birçok saray adamlarını alarak, bu parlak kumaşı görmeye gitmiş. Bunların arasında baş yardımcı da varmış. 
Dokumacılar, meydanda iplik ve kumaş adına bir şey olmadan tüm gayretleriyle hiç durmadan çalışıyorlarmış. Daha önceden gelen kralın adamları başkalarının gördüğünü zannederek, boş tezgahları işaret ediyorlar ve krala şöyle diyorlarmış: 

“Efendimiz, şu desene, şu renklere bakın. Kumaş cidden nefis değil mi?” Kral şaşkın şaşkın bakıyormuş. İçinden de şöyle diyormuş: 
“Doğrusunu söylemek gerekirse, hiçbir şey görmüyorum. Şimdi ben aptal mıyım, yahut değersiz, yani krallığa layık değil miyim? Bu feci bir şey!” 
Bu düşünce üzerine kendini toplamış ve samimiyetle: 
“Gerçekten güzel! Bana çok yakışacak!” Sonra memnun olmuş gibi başını sallamış ve boş tezgahlara bakmış. Bu sırada yanında bulunan yardımcıları ve diğer adamlarının hepsi birden tezgaha bakarak konuşmuşlar: 

"Ne kadar parlak!” 
Yakında büyük bir geçit töreni olacakmış. Krala bu kumaştan yapılacak elbiselerini törende giymesini önermişler.
Gururlanan Kral, bu dolandırıcılara, 'Sarayın Dokumacıları' unvanını vermiş. Gel zaman git zaman, tören günü yaklaşmış. Dolandırıcılar artık bütün gece çalışıyorlarmış. Nasıl gayretle iş çıkardıklarını herkes görsün diye, on altı mum birden yakmışlar. Artık kumaşı tezgahtan çıkarmış gibi yapmışlar. Bunlar, kendilerinde terzilik yeteneği de olduğunu söylemişler. Krala dokudukları bu kumaştan yapılacak olan elbiseyi de kendileri dikeceklermiş. 
Havada boşa hareket eden kocaman makaslarla kumaşı kesmişler. İpliksiz iğnelerle dikmişler ve sonunda: 

"Artık elbiseler tamam!” demişler. 
O zaman kral, hemen sarayın büyükleriyle birlikte oraya gelmiş. Dolandırıcılar kolları üzerinde bir şey varmış gibi yaparak: 
"İşte Kralım, elbiseleriniz tamam." 
Yardımcılar aslında hiçbir şey görmedikleri halde: “Evet” demişler. 
Gerçekten de ortada hiçbir şey yokmuş. Dolandırıcılar saygı ile rica etmişler: 
“Şimdi, saygıdeğer kralımız lütfen tüm elbiselerini çıkarsınlar, kendilerine şu büyük ayna önünde yeni elbiselerini giydirelim.” 
Kral, üzerindeki tüm elbiseleri çıkarmış. Adamlar, sanki her parçayı ona ayrı ayrı giydiriyorlarmış gibi yapmışlar. Kral hazretleri de, ayna karşısında durarak dönüp her yanına bakarken orada bulunanlar şöyle diyorlarmış: 
“Harika! Ne desen! Ne güzel renkler! Gerçekten mükemmel bir elbise!” Artık tören başlamak üzereymiş. 

Kralın adamları: “Herşey hazır artık, dışarıda sizi bekliyorlar. Geçişte tam başınızın üzerine tutulacak büyük bir şemsiye de getirildi.” demişler. 
Kral cevap vermiş: “Hazırım, yeni elbiseler bana çok yakıştı, değil mi?”
Kral yürüdüğü zaman arkasında sürünen uzun eteğini tutmakla görevli olan adamlar yerden bir şey kaldırıyor gibi ilerlemeye başlamışlar. Kral, sokakta dört kişinin tuttuğu geniş şemsiyesi altında haşmetle yürüyormuş. Kendisini gören herkes hayran olarak haykırıyormuş: "Yeni elbiseler ne kadar güzel! Hiç böyle elbise görülmemiştir. Uzun etekleri de ne kadar hoş!” 
Hiç kimse bir şey görmediğini belli etmiyormuş. Çünkü hiç kimse kendisine aptal, değersiz denmesini istemiyormuş. 

Ansınız bir çocuk bağırmış: 
“A!....A!... Kral çıplak!” 
Bu basım ve asil ses etrafa yayılmış ve ağızdan ağıza dolaşmış. 
Sonunda bütün halk bağırmaya başlamış: 
“Evet, evet! Kral, elbiselerini giymemiş!” 
Kral şaşkına dönmüş. Kendisine halkın hakkı var gibi geliyormuş. Fakat artık geri dönülebilir miymiş? Hiçbir zaman! 
“Devam edecek! Geçit devam edecek!” diye bizzat bağırmış ve yoluna devam etmiş. 
Arkasındakiler hiç bozmadan eteklerini tutuyormuş gibi ağır ağır ilerlemişler.