Düşüncelerin Arkasına Gizlenen Çizgiler

Duygu ve Fatma KARAHASANOĞLU'nun Muammer KOTBAŞ ile ilgili bu yazı ve röportajı 10 Mart 2002 tarihinde 'Türksesi' gazetesinde yayımlanmıştır.


Düşüncelerin Arkasına Gizlenen Çizgiler
       Bir sevda, bir tutku, bir türküdür içimizde var olan çılgınlığı dışarı atmak. Sonsuzluğa, daha sonsuzluğa gitmek orada var olmak, orada yaşamak isteriz. Yazmak ya da çizmek isteriz. Düşüncelerimizi sözcüklere veya fırçalara yükleriz. Onlar bizi anlatsın diye yalvarırız.
       Çarpışan düşünceleri kalem aracılığıyla kağıda dökmek hele de, çizgilerle bir şeyler anlatmak zor zanaat dallarından biridir. Bu sanat dalı, insanları en komik hale getiren karikatür sanatıdır. O aşamaya kadar gelmek, iğneyle kuyu kazmaktır.
       Yaşam felsefesi karikatüre endeksli biri var ki, çizgileriyle hayat bulan Muammer KOTBAŞ. Yaşadığı ve gördüğü haksızlıkları çizgileriyle anlatarak, tüm insanlara seslenmeyi ilke haline getiren KOTBAŞ., zamanın en güzel renkleriyle yoğrulan bir sanatçıdır.
       Sanatından ödün vermediği gibi, yozlaşan sanattan uzak kalmayı yeğlemektedir. Karikatürü daima siyasetin üzerinde tutan KOTBAŞ, Karadeniz'in incisi olan Trabzon'un Vakfıkebir ilçesinde, 1959 yılında dünyaya gözlerini açar.

       İlk çizgileriyle evinin duvarları tanışır. İçinde yaşadığı çizgi sevdası O'nu ilerki yıllarda da rahat bırakmayacaktır. Şöyle düşünün; her fırsatta sevgilisinin yanıbaşında olmasını isteyen genç aşık gibi çizgiler de sıraya girerek, "Hey!.. Çizer Abi!.. Bizi çiz!.. araya fazla zaman koyma!" düşüncelerinde belirgin hatlar yaratarak, ilk karikatürleri 1981 yılında basında yeralır.

  Geçmişten günümüze gelen değerli sanatçılar gibi mesleği sadece ve sadece karikatürcülük oldu. İkinci bir iş yapmayı düşünmedi.  Sanatı sanat için yapan KOTBAŞ, her türlü zorluğa göğüs gererek bu günlere geldi.
       Çizgilerini daha iyi tanıtmak ve  bir anlamda da Türkiye'yi gezmek isteyen KOTBAŞ, bir çoklarına çılgın gelebilecek yöntem olan "Otostop"la Türkiye turuna çıktı. Kimi zaman yolda kimi zaman da yersiz kalan karikatürist, çizgileri için hepsine katlandı. Otostop yaparak gezen sanatçı, hepimizin bildiği gibi otellerde, pansiyonlarda konaklamadı. O, sıradışı ortamlarda gecelerini sabahla birleştirmek için parklardaki banklarda, kale duvarlarının diplerinde uyuyarak mavi günlere "Merhaba" dedi. İkibuçuk ay süren ilk gezisinde bir çok olaylara tanık oldu. Güzellikler yaşadı. Çirkinlikler gördü. En çok üzülüp etkilendiği de, kendi vatanında yabancılık çekmesiydi. O'nu yabancılığa iten turistik beldelerin dış turizme yönelik olmalarından kaynaklanan aşırıya kaçınılmasıydı.

       O, mavilikler içersinde; 6 kişisel, 1 ortak, 13 açıkhava sergisi yanında 1 albüm, 24 ödül, kitap kapakları, afişler, broşürler doğup büyüdü.

       Her ne kadar karikatüre sevdalıysa da bir o kadar kentine, Trabzon'a sevdalıydı. Her sokağını her ürününü motif gibi çizgilerine işleyerek ölümsüzleştirdi.
Anadolu'dan çıkan cevherler ne yazık ki İstanbul gibi büyük atölyelerde gelişigüzel işlenerek, işe yaramaz hale getiriliyor. Adsız kahramanlar gibi tarihin çarkında ezilip yok oluyor. Günışığına çıkanların sayısı oldukça az. Kötü kalpli kraliçenin aynasına sorduğu "Ayna ayna, var mı benden güzeli?".. Aynanın vereceği isme göre ölüm fermanının çıktığı düzen. İyiler harcatılarak, köşeye fırlatılır. Adamı olan yine ayakta kalır.
       "Eskiye değer verilseydi, Bitpazarına nur yağardı" sözünü tarihe karıştıran Muammer KOTBAŞ, bitpazarına öyle nurlar yağdırdıki, bakmadan, okumadan kimse geçemiyor.
       1997 yılının Haziran ayında Trabzon'un tarihi mekanlarından birisi olan Ganita'da doğan "Bitpazarı" yayın hayatına girdi. "Bitpazarı" aralıksız olarak Samsun'da 'Ekip' gazetesinde yayımlanıyor. İsterseniz "Bitpazarı"na bir yolculuğa çıkalım, bakalım tanıdık kimler var? "Bizim Niyazi ve Yeğeni Şinasi", "Temel ile Fadime", sayısız espri dolu karikatürler, konuşan balıklar.. kısacası yok, yok!.. Adı üzerinde; "Bitpazarı".
        Çizgiler tek ortak dildir. Yalnızlığın en saf en sadık dostudur karikatürler. Onlarla birlikte hayata başka gözlerle bakan KOTBAŞ, çizgilerinin çoğuna kendi yaşamını gizleyerek, evrenselliği yakalamıştır. O'nun için bitmeyen bir sevda, tükenmeyen bir aşktır, karikatür.

   O'nun hayatında farklı bir yer tutan Ganita, çizgilerinin de ilk tasarım yeridir. Denizin kıyısında olan Ganita, bugüne değin birçok sanatçıyı kucaklayıp, onları sanatın gizemli kollarına bırakmanın zevkini yaşamaktaydı. İnsanı üzen nokta, Ganita'nın sanatçı barındırma ve yaratma özelliğinin gün be gün kaybolmasıdır. Şimdilerde ise herkesin uğrak yeri haline gelen Ganita'nın duvarlarında, hoş notaların yerini zar ve okey taşları aldı.
Bir dönemdi, bir hayattı paylaşılanlar.. Bir candı avuçların içerisinde kaybolup giden. Nerede o melodilerin sevdalı bakışları.. Nerede kaldı fırçaların raksı.. nereye gizlendi yazarın satırları.. Yoksa bir düş müydü?..

1989 yılında İstanbul'a giden Muammer KOTBAŞ, 'Gırgır' ve 'Fırt' mizah dergilerinde çalıştı. Bir müddet sonra Trabzon'a dönerek çalışmalarını yerel gazetelerde sürdürdü. Hayatında gel-git'lere yer verdiğinden, 1997 yılında tekrar İstanbul'a gider.
       'Fesat' mizah dergisinde karikatürler çizmesinin yanında bugün bile kullandığı, gelecek yıllarda da kullanacağı 'Nöbetçi Karikatürcü' ünvanını aldı.
       Her yönüyle KOTBAŞ'a uyum sağlamasının yanında İstanbul'da çalıştığı sıralarda kalacak yerinin olmamasından ötürü bu adla anılmıştır.
       Gecenin gizemli, sevdalı ışığında çizmeyi kendine görev sayan karikatürcümüz her şeye rağmen, umutsuz gecenin umutlu karanlığında yanan ışığı, etrafındakilere güven vermesinin yanında bir hayat belirtisi oluveriyor.

       Hayatın içinden varoluşların, sesini kestiği bu tılsımlı saatlerde çizgilerle ifadenin ne olduğunu anlamak, farkındalığın ta kendisidir. Tükenen umutlar, sonu gelmez sorunlar 'Nöbetçi Karikatürcü'nün çizgilerinde eriyerek kaybolur.