27.10.2015

Dilek DOĞAN: "Galoş Giyin!.."

Dilek DOĞAN
(1990- 25 Ekim 2015)


Sarıyer'de 18 Ekim Pazar günü düzenlenen terör operasyonu sırasında göğsünden vurularak ağır yaralanan 25 yaşındaki Dilek DOĞAN yaşamını yitirdi..

Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakımda tutulan Dilek DOĞAN’ın sağlık durumunda bir iyileşme olmamıştı. Hastaneye geldiği anda yaklaşık 10 dakika kalbi durduğu bildirilen genç kızın beyninde bu nedenle ödem oluşmuştu. 
(Kaynak: Sözcü.com.tr)


Dilek  (Pelin BATU)

“Ağlamayacağım” dedim.
Bu sefer kendimi tutacağım.
Güçlü olacağım, güç vereceğim.
Annenin elini tutarak umut vereceğim.
Babaya sarılıp, yalnız değilsiniz diyeceğim.
İşte böyle gittim Okmeydanı’na...

Ama ikindi vakti hastaneye ulaştığımda, kızını bekleyen Hatice annenin gözlerinin içine bakınca,
Metin baba ile konuşunca, yapamadım.
O güçlü, gururlu insanların yanında
bir haftadır kızlarının başında bekleyen o mağdur umutlu insanların yanında
dik duramadım, göz yaşlarımı durduramadım,
güç vermektense, onlara tutundum, yaslandım.
Bağışlayın beni.Lütfen bağışlayın.

Anne dedi ki,
Tam bir hafta önceydi. Sabah saat dört sularında. Zaten hep o saatlerde geldiler.
Onlarca polis evimizi bastı. Evin önünde, komşularla oturuyorduk.
Dilek onların eve öylece dalmasını istemedi. Galoş giyin dedi.
50’li yaşlarında bir polis tetiğe bastı.
Kızım önüme yığıldı. Tam arkasındaydım.
Neden beni vurmadı ki, neden ben gitmedim ki?
Dilek kucağımda bir şeyler söylemeye çalışıyordu.
Konuşmaya çalışıyordu. Söylemeye çalıştıklarını anlamadım.
Her yer kan.
Sonradan öğrendik mermi dalak ve akciğeri arasından girmiş, damarı parçalamış.
Kızım kucağımda. Kurşun neden beni değil de onu buldu?

Dilek, kanlar içinde annesinin kucağında yatarken, polisler evi didik didik etmeye başlamış.
Aile, kızı hastaneye ulaştırmak istemiş, polis onları 10-15 dakika engellemiş, baba ile arbede yaşanmış, baba onları aşıp kızını bir arabaya atıp hastaneye ulaştırmaya çalışmış.
Dediler ki, polis o esnada kapıya saplanan mermiyi arıyormuş. Kanıt ya.
Metin baba dedi ki, biz alışığız. Senede 3-4 defa evimizi basarlar.
Ama bu sefer Dilek’i vurdular. Üstüne hastaneye ulaştırmamızı engellediler, 15 dakikada çok şey değişebilirdi.

Derken amca gelir. Koşa koşa polis duvarını aşar. Dilek’i arabaya koyup götürürler.Yolun yarısında, ambulansa transfer ederler.
Düşünsenize, polislerin, silahsız bir genç kızı vurduktan sonra onu bir hastaneye ulaştırması gerekirken, ailenin onu hastaneye ulaştırmasını engelliyor.
Kız yerde yığılmış, polis evde silah arıyor.

Sonrasını biliyoruz.
Akşam saatlerinde haberi alıyorum.
Dilek artık yok.
Hatice annenin gözleri önümden gitmiyor.
“Tek suçumuz Kürt olmak” diyen sözleri kulaklarımdan gitmiyor.
Babasının, “umudum var, umutsuz yaşanmaz” demesi gitmiyor.
Ölüm gitmiyor. Bitmiyor.
Gençler. Hep gençlerimizi alıyorlar.
Hayatımızı ucuzlatıyorlar.

Sizin hiç kızınız öldü mü?
Kendi evinde, mahreminde vuruldu mu?
Ölümünden sonra yaftalandı mı?
Kem sözlerle tekrar tekrar öldürüldü mü?

Dün hastane avlusunda bir dede bana sarıldı.
“Güçlü olman lazım kız, sen dik durmazsan kim duracak, güç vermeye geldin, almaya değil” dedi.
Hasan Ferit Gedik’in dedesiymiş.
Haklısın Mustafa dede.
Güçlü olmamız gerek. Birlik olmamız gerek.
Birliğimizden güç bulmamız gerek.
Çünkü onlar düpedüz kötü.
Onlar savaş kurallarını tanımayacak kadar pis vuruyor.
Adalet tanımıyor. Kin tutuyor, kin besliyor, kini yüceltiyor.
Küstahlar. Kanunsuzlar. İntikam alırcasına yaşıyorlar.
Onlar beyaz Toroslar.

Biz, bizimle güzeliz. Bazen çok az gibi görünsek de, çokuz.
Çünkü doğrunun yanındayız. Hakkın yanındayız.
Çok çok üzgünüm Dilek.
Kocaman gözlü, ailenin tek kızı Dilek.
Seni unutmayacağım. Unutturmayacağım.
Çocuklarımızı bırakmayacağız.
Adaletin her gün katledildiği ülkemizde, adalet arayışımızdan yılmayacağız.
İstedikleri kadar hikaye uydursunlar. Bak, hemen başladılar bile.
Bak, yine karartmalar, senaryolar, kara ordular, korumalar.
Çocuğu değil, katili koruyan bir sistem
Çocuğu değil, ölüsünü yuhalatan bir sistem...
Burada, senin sayende ve etrafında çoğalacağız Dilek.
Bu tek dileğim.